KÜRESEL MEDYA GEZİNTİSİ

Ragıp Duran
14 Mart 2021
SATIRBAŞLARI

Pandemide aşı dönemi, Biden’ın 1.9 trilyon dolarlık yardım paketi, Cohen ve Hydra adası, edebiyat- gazetecilik ilişkisi ve Komün’ün 150. yıldönümü… Buyurun haftalık küresel medya gezintisine…

Martı yarıladık. Küresel medyada gündeme yeni giren konu az, çünkü eski sorunlar hâlâ çözülemedi. Şimdilerde en revaçta mesele aşı. Sağlığın global düzeyde jeopolitiğini anlamak için hangi ülkenin hangi aşı üreticisinden, ne kadar aşı sipariş ettiğine bakmak yeterli. Ve tabii ki bir de hangi ülkenin yurttaşlarının ne kadarına aşı yaptırabildiğine.

Bu aralar aşı kampanyasında İsrail ile ABD dışında başarılı bir üçüncü ülke yok. Çünkü ilk başta yeteri kadar aşı stoku yok. Sonra, aşı karşıtlarının propagandaları hâlâ etkili. Bir de bazı aşı markalarının tökezlemesi ve kimi hükümetlerin isim vererek bu aşıyı kullanmayacaklarını ilan etmesi ilk başta büyük umut bağlanan, hatta kurtarıcı olarak gösterilen aşının prestijini sarstı. Problemin özü şu: Halen piyasadaki aşıların hiçbiri standart uygulamaya göre 3. faz testleri geçmedi. Hepsi mevcut vaka ve ölüm sayıları göz önünde bulundurularak acil onay aldı ve piyasaya sürüldü.

ABD’de, yani devasa federal hükümet mekanizmasında, Biden Cumhuriyetçi valilerin muhalefetine rağmen aşı kampanyasını şeffaf ve nispeten başarılı bir şekilde yönetirken, Avrupa yetkiyi AB’ye, yani Brüksel’e verdiği için büyük ölçüde çuvalladı. Bölgesel hatta yerel özerkliğin, küçük idari birimlerin kıymeti daha iyi anlaşıldı pandemide.

Bu arada, sadece ABD açısından değil, bütün dünyada siyaset, toplum, ekonomi, sosyal yardım alanlarında dev adımı Biden yönetimi attı: Washington’dan çıkan son pandemi yardım paketi 1.9 trilyon dolar. Bu rakam birçok ülkenin Gayri Safi Milli Hasılası’ndan daha büyük. Kimileri iban veriyor, kimileri de 1.9 trilyon dolar. Zaten galiba 1.9 trilyon veren çok meşgul olduğu için iban vereni telefonla arayamıyor!

Batı’da sinema, tiyatro, opera, müze gibi kültür mekânları hâlâ kapalı olduğu için bu mecralardaki faaliyetler online devam ediyor. Yavaş yavaş şikâyetler de başladı: Kalkıp sinemaya gitmekle filmi evde bilgisayar ekranında seyretmek, plajda denize girmekle evde duş almak kadar farklı.

Son Küresel Medya Gezintisi’nde verdiğimiz sözü hızlı bir özetle tutalım: Uncut dergisinde, mart sayısında kapakta Leonard Cohen vardı. Cohen fanları için öyle pek yeni bilgi, belge ya da fotoğraf yok bu özel dosyada, ama Pink Floyd’un gitaristi David Gilmour’un eşi Polly Samson’un geçen yıl çıkan kitabı A Theatre For Dreamers gündeme geliyor. Roman Yunanistan’ın Hydra adasında Cohen’in yaşadığı dönemi ve bugünü anlatıyor. Gilmour da kitabın tanıtım programında Cohen’in iki şarkısını çalıyor gitarıyla.

Edebi gazetecilik

İlk okuduğumda tarayıp hemen bir köşeye koymuştum. Le Monde’daki yazının başlığı “Bir Fransız tutkusu olan edebi gazetecilik yeniden canlanıyor”.

Fransa bir edebiyat ülkesi, Amerika daha çok bir gazetecilik ülkesi sayılabilir. Bu iki türü nikâhlayan esas olarak New Yorker, Vanity Fair, Rolling Stone ya da Esquire gibi dergiler. Çünkü bu yayınlar “yeni gazetecilik”, “kurgusal olmayan anlatı” ya da “kurgusal olmayan öykü” adı altında kimi gazeteci, kimi yazar sanatçıların uzun metinlerini yayınlıyor.

Edebiyat ile gazeteciliğin birlikteliği çok eskilere dayanıyor. Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe 1665’te Londra’yı kasıp kavuran veba salgını boyunca günü gününe notlar tutmuş, belge, bilgi, gözlem ve değerlendirmelerle birlikte, yani neredeyse bir haber ya da röportaj metni gibi, Veba Yılı Güncesi başlıklı kitabında yayınlamıştı. Latin Amerikalılarda da sihirli sözcük Cronica, bir tür günlük, İspanyol fatihlerin kıtaya gelmeleri ve özellikle de gelip geri dönenlerin heybesindeki not defterlerinde mevcut.

Edebi gazetecilik edebiyatçının gazetecilik yapması ya da gazetecinin edebiyatçılığa özenmesinin ötesinde, bir ihtiyaç olarak gündeme gelmiş bir tarz. Gazeteye haber olamayacak kadar kapsamlı ve önemli, ama aynı zamanda kurgu olmadığı için, gerçek olduğu için bir öykü kitabına giremeyecek nitelikteki bir yazı türü söz konusu. Bu tarzın geliştiği bölgelere, ülkelere baktığımızda, Güney Amerika ile kadim Doğu Avrupa’nın ön plana çıkması tesadüf değil. Her iki bölge de siyasi, toplumsal, kültürel olarak çatışmalı alanlar. 

Edebiyat ile gazeteciliğin birlikteliği çok eskilere dayanıyor. Robinson Crusoe’nun yazarı Daniel Defoe 1665’te Londra’yı kasıp kavuran veba salgını boyunca günü gününe notlar tutmuş, belge, bilgi, gözlem ve değerlendirmelerle Veba Yılı Güncesi başlıklı kitabında yayınlamıştı.

Truman Capote ile Marquez’in çalışmaları tam da bu kategoriden. Bugün Kolombiya ve Şili’de de çok revaçta edebi gazetecilik. Dünyada edebi gazeteciliğin akademik olarak öğretildiği ve incelendiği tek kurum ise Barcelona’daki Özerk Üniversite.

Batı’da André Malraux’dan George Orwell’e, Ernest Hemingway’den Vargas Llosa’ya, Joseph Kessel’den Ryszard Kapuściński’ye yazar diye bildiğimiz gazetecilerle, gazeteci diye bildiğimiz yazarların edebi gazetecilik eserleri tanıtılmış Le Monde’daki yazıda. 

Bizde bu kategoride herhalde önce Yaşar Kemal’i saymak gerekir. Sait Faik’in Mahkeme Röportajları da olağanüstü güzel bir örnek. Fikret Otyam’ı da analım. Halit Çapın ile Yalçın Pekşen’e de hürmetler. Unuttuklarım vardır mutlaka, yüz bin özür.

Sonuç olarak, amaç okura öykü gibi haber ya da haber gibi öykü sunmak. Gazetecilikle edebiyat yani gerçekle kurgu arasındaki temel farkları her zaman titizlikle gözeterek. 

Komün sırasında Paris’in merkezinde, Komüncülerin Saint-Sébastien Caddesi’ndeki barikatı

Sağın geçmişi, solun tarihi 

1871 Paris Komünü’nün 150. yıldönümü bugünlerde önce Paris Belediye Meclisi’nde ateşli ve sert bir tartışmaya neden oldu. Ardından medyada ve kamuoyunda canlı bir Komün tartışması başladı, halen sürüyor. 

Sosyalist-Yeşil-Komünist koalisyonun önderliğindeki Paris Belediyesi Komün’ün 150. yılını “kutlamak” için bir dizi etkinlik tasarlarken Belediye Meclisi’ndeki sağcı grup üyeleri ayaklandı. Sağcılar Komün’ün kutlanamayacağını, binlerce insanın öldüğü, öldürüldüğü bir olayın ancak “anılacağını” savundu.

1871 Komünü, sadece Fransa’da değil, bütün dünyada artık sağ-sol ayrımının ortadan kalktığını öne sürenler açısından tekzip edilmesi güç bir örnek oldu. Üstelik Komün üzerinden gelişen bu yeni sağ-sol çatışması, “Hem solcuyum hem sağcıyım” diyen Emmanuel Macron’un cumhurbaşkanlığı dönemine rastladı. Türkiye’de de sağ ve solu 18. yüzyılın ideolojisi olarak niteleyen kimi zevat da Paris’te devam eden bu Komün tartışmasından bir şeyler öğrenebilir mi, bilinmez.

Paris Belediyesi Komün’ün 150. yılını “kutlamak” için bir dizi etkinlik tasarlarken Belediye Meclisi’ndeki sağcı grup üyeleri ayaklandı. Sağcılar Komün’ün kutlanamayacağını, binlerce insanın öldüğü, öldürüldüğü bir olayın ancak “anılacağını” savundu.

Tarafların tutumu, bakış ve yaklaşımları son derece açık ve net. Aslında Fransa’da, solcularla sağcılar kendi geçmişleriyle yüzleşiyor, kendi tarihlerini yeniden ele alıyor. Sosyalist-Yeşil-Komünist cephe, onların medya ve kamuoyundaki taraftarları Komün’ü, kenti işgal etmeye hazırlanan ve dört ay kuşatmayı sürdüren Prusya ordusunun tehdidi, Monarşistlerin iktidar mevkilerini bırakıp kaçtığı ve iç savaşın sürdüğü bir dönemde, 72 gün boyunca Cumhuriyetçi ve toplumcu değerler temelinde yepyeni bir halk ve işçi iktidarı olarak niteliyor. 

“Kara Efsane”den “Kızıl Efsane”ye

Belediye Meclisi çoğunluk grubu üyelerinden Raphaelle Primet 1871 Komünü’nü “Tarihi aydınlatan devrimlerin en moderni, en geniş çaplısı ve en verimlisi” olarak niteliyor. Belediye Başkan yardımcılarından Komünist Partili Laurence Patrice Komün’ün gerçekleştirdiği başarıları sıralarken şunları hatırlatıyor: “Yabancılara Fransız vatandaşlığı verildi, kadın-erkek ücret eşitliği sağlandı, kentten kaçan zenginlerin evleri kamulaştırıldı ve evsizlere dağıtıldı, adalet hizmetleri tamamen ücretsiz hale getirildi, evlilik dışı birlikler yasallaştı, devletle kilise birbirinden ayrıldı. Dolayısıyla, Komün’ün değerleri bugün bizim savunduğumuz değerlerdir.”

Louise Michel

Paris Belediyesi’nin programına göre, 147 Komüncünün kurşuna dizildiği Père Lachaise mezarlığının girişindeki Le Mur des Fédérés’de zaten her yıl geleneksel olarak düzenlenen törenin yanı sıra Büyükşehir Belediyesi ve solcu ilçe belediyeleri de ayrı etkinlikler planlıyor. Bu arada Komün’ün kadın önderlerinden Louise Michel için de özel anma programları hazırlandı.

Sağcıların itirazlarını da belirtelim. Onlar Komün’ü iç savaş döneminin en kanlı günleri olarak niteliyor. Ancak, sağ cenahın kutlamalara muhalefet etmelerinin nedenlerini açıklamalarında meselenin basit bir kan dökme hadisesi olmadığı ortaya çıkıyor. Çünkü en çok kanı dökülenler Komüncüler. 

Paris’in aristokrat ve zengin semti 16. bölgenin temsilcisi avukat Antoine Beauquier Komüncülerin olaylar sırasında çok sayıda rahip ve jandarmayı öldürdüklerini söylüyor, ayrıca “Komüncüler Kraliyet Sarayı’nı, Orsay Sarayı’nı,Tuileries’yi, sinagogları ve belediye binamızı yaktılar” diyor. Bir başka sağcı üye David Alphand tüylerini diken diken eden konuyu ilan ediyor: “Komüncüler üretim araçlarına el koydular.”

Alphand’ın itirazı konunun siyasi özünü kolay anlaşılır bir şekilde teşhir ediyor olsa gerek. Paris Belediye Meclisi’nin muhalefet kanadı, yani Macron’culardan Le Pen’cilere kadar sağın kırk tonu, bir yandan da önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adı solun ortak adayı olarak geçen bugünkü Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun komünist ve yeşil ortaklarını pasifize etmek amacında.

Paris’in zengin semti 16. bölgenin temsilcisi Komüncülerin çok sayıda rahip ve jandarmayı öldürdüklerini söylüyor. Bir başka sağcı üye tüylerini diken diken eden konuyu ilan ediyor: “Komüncüler üretim araçlarına el koydular.”

Komün yenildikten sonra, galiba Halk Cephesi dönemine, yani 1936-38’e kadar, 1871 Paris Komünü Fransız yerleşik düzeninde, okul müfredatında ve egemen medyada çoğunlukla “Kara Efsane” olarak geçiyordu. Komün’ün gerçek tarihi kimliği önce Marx ve Engels’in yazılarında gündeme geldi, bilahare 1917 Sovyet Devrimi kendisini Komün’ün devamı olarak konumladı, sonra da Fransa’da solcuların önderliğindeki Halk Cephesi döneminde Komün hak ettiği konuma yaklaşmaya başladı. “Kara Efsane” 150 yıl sonra artık tamamen “Kızıl Efsane” oluyor. 

Le Monde, tartışmalar sürerken, 1871 Paris Komününün Dostları Derneği’nin eş başkanı olan tarihçi Roger Martelli’nin “Paris Komünü Cumhuriyet’in kutlaması gereken müşterek değerdir” başlıklı makalesini yayınladı.

Komünist Parti’nin eski yöneticilerinden olan Martelli’ye göre, Komün aslında 1848 Devrimi’nde kabul edilen “Cumhuriyetçi, demokratik ve toplumcu değerleri” uygulamaya koydu. Komün yönetimi/yönetimleri meclislerin denetimi altında, devlet çarkını farklı bir şekilde çevirdi. Kamu hizmetleri, sağlık hizmetleri aksamadı, aksine eskisine oranla daha iyi bir hale getirildi.

147 Komüncünün kurşuna dizildiği Père Lachaise mezarlığının girişindeki Le Mur des Fédérés’de her yıl 21-28 Mayıs haftasında düzenlenen anma törenlerinden

Komün’ün karnesi

Martelli yazısında Komün’e ilişkin önemli ayrıntıları hatırlatıyor:

Seçimle işbaşına gelen Komün yönetimi, patronların kaçması nedeniyle boşalan atölyeleri, iş yerlerini çalışanların mülkiyetine ve tasarrufuna verdi. Komün yönetimi, kamu ihalelerine yeni koşullar getirerek kamu yararını ön plana çıkardı.

Komün’ün 72 günde gerçekleştirdiği diğer önemli siyasi, toplumsal değişimlere aslında Devrim demek gerekir. Yapılanlar şunlar: Zorunlu askerlik kaldırıldı. İdam cezası ilga edildi, giyotin 11. bölgenin belediye binası önünde yakıldı. Laik ve ücretsiz ilköğretim ve meslek eğitimi yeniden düzenlendi. Kız öğrenciler de meslek okullarına kabul edildi. Yurttaş-seçmen ile yönetici-seçilmiş arasındaki ilişkiler yeniden düzenlenirken, yurttaşların seçerek göreve getirdiği her yetkili için, herhangi bir olumsuz durumda yeni seçimi beklemeden görevden alma hakkı tanındı. Komün Meclisleri her konuda toplanarak kitlenin görüş ve tutumunu tartışma ve oylamayla saptadı.

Komün’ün nihai hale getirilmiş bir manifestosu, bir programı yoktu. Ancak somut pratikte “eşitlik ve dayanışma” ilkesi temelinde “birlikte yaşama” zemini yarattı ve uyguladı.

İlginçtir, Komün’ün aslında nihai hale getirilmiş bir manifestosu, bir programı yoktu. Ancak somut pratikte “eşitlik ve dayanışma” ilkesi temelinde “birlikte yaşama” zemini yarattı ve uyguladı.

O dönemki uygulamalara baktığımızda, 1871’in kökenlerinde tabii ki 1789, 1830 ve 1848 devrimleri var, ama Komün, bir bakıma, ABD Başkanı Lincoln’ün 1863 tarihli bir nutkundaki “Halkın, halk için oluşturduğu halk hükümeti” formülünü de hayata geçirmiş oldu.

Tarih yavaş ilerliyor, bu nedenle geçmişle dürüstçe yüzleşmek de zaman alıyor. Fransa Meclisi 29 Kasım 2016’da kabul ettiği yasayla, yani Komün’den 145 yıl sonra, 21-28 Mayıs 1871 günlerinde katledilen on binlerce Komüncünün itibarı iade edildi. Onlar o zaman “hain”, “suikastçı” olarak yargılanmadan öldürülmüşlerdi. Yasa metninde “Cumhuriyet özgürlük için savaşan bu erkek ve kadınlara onur ve saygınlıklarını iade eder” cümlesi geçiyor. “Komün’ün taşıdığı Cumhuriyetçi değerlerin daha iyi bilinmesi ve yaygınlaştırılması gerekir” de yasa metninin bir cümlesi.

Komün 150 yıldır komünistlerden sosyalistlere, yeşillerden anarşistlere, feministlerden özerklikçilere, çok geniş bir kesimin siyasi mirasını oluşturuyor. En değerli yanı da 150 yıl önceki taleplerin esas olarak bugün hâlâ geçerli olması. “Demokratik ve sosyal değerlere dayanan ilk iktidardır ve bugün Komün’ün çehresinde en ufak bir kırışıklık yoktur” diyor Martelli.

^